Manolya Ağacı Hikayesi
Manolya Ağacının Altında
Çocukluğumun en güzel mevsimi bahardı.
Deniz kıyısındaki küçük evimizin bahçesinde, her yıl aynı sessizlikle açan bir manolya ağacı vardı.
Daha çiçeklerini görmeden kokusunun geldiğini hatırlıyorum.
Sanki rüzgâr önce haberi getirir, ardından beyaz yapraklar birer birer dallara konardı.
Annem o ağacın altında uzun uzun otururdu.
Elinde bazen bir kitap, bazen de yalnızca bir fincan çay olurdu.
Ben ise toprağın üzerinde taşlardan yollar yapar, papatyalar toplar, gökyüzüne bakıp bulutlara isim verirdim.
Annem hiçbir zaman acele etmezdi.
"Doğa acele etmez ama her şeyi tam vaktinde yapar." derdi.
O zamanlar bu cümleyi sadece güzel bir söz sanırdım.
Yıllar geçince anladım.
Manolya ağacı her bahar yeniden açıyordu ama aslında değişen ağaç değil, onu seyreden bendim.
Çocukken yalnızca çiçeklerini görüyordum.
Büyüdüğümde ise köklerinin sabrını fark ettim.
Belki de sevgi biraz buna benziyordu.
Sessizce beklemek…
Gölge olmak…
Ve zamanı geldiğinde hiç gösteriş yapmadan çiçek açmak.
Bugün bir manolya kokusu duyduğumda, kendimi yine o bahçede buluyorum.
Denizin sesi uzaktan geliyor.
Annem gülümsüyor.
Ben yine çıplak ayaklarımla toprağın üzerinde yürüyorum.
Bazı çocukluklar hiç bitmiyor.
Sadece bir çiçeğin kokusunda yeniden eve dönüyor.