top of page
ChatGPT Image 25 Haz 2026 18_40_01.png

İnsanın En Uzun Yolculuğu

Yağmur, şehrin üstüne ağır ağır inerken, eski mahallenin taş sokakları yeniden çocukluğumun sesleriyle dolmuştu. Bazı geceler vardır; insan o gecelerde kaç yaşında olduğunu unutur. Ben de o akşam, kaç yaşında olduğumu değil, ne kadar zamandır yolda olduğumu düşünüyordum.

Sanki ömrüm, bir kapıya varmak için geçmişti.

Elimi ceketimin cebine attım. Parmaklarım yıllardır taşıdığım küçük anahtarı buldu. Nereden geldiğini artık hatırlamıyordum. Belki babamın eski evinden kalmıştı, belki de bir gün lazım olur diye sakladığım onlarca eşyadan biriydi. Ama onu hiçbir zaman atamamıştım.

İnsan bazı şeyleri sebepsizce saklar. Sonra yıllar geçer ve anlar; meğer sakladığı şey eşya değilmiş, umutmuş.

Karşımda duran evi ilk gördüğümde içimde garip bir tanıdıklık hissettim. Oysa bu sokağa en son ne zaman geldiğimi hatırlamıyordum. Sokak lambası, yıllardır aynı yerde durmuş gibi solgun ışığını kapının üzerine bırakıyordu. Yağmur, tahta eşiğin önünde küçük su birikintileri oluşturmuştu.

Bir an durdum.

Hayatım boyunca kaç kapının önünde beklediğimi düşündüm.

Bir hastane odasının kapısında sabahladığım gece geldi aklıma. Doktorun çıkıp tek bir cümle söylemesini bekliyordum. Sonra okuldan dönmesini beklediğim küçük ayak sesleri... Bir telefon çalsın diye geçirdiğim uzun geceler... Ve ellerimi açıp sessizce dua ettiğim o zamanlar...

İnsan, bekleyerek yaşlanıyordu.

Belki de bu yüzden, hayat dediğimiz şey biraz da kapılarla ilgiliydi. Kimi kapılar yüzümüze kapanıyor, kimileri aralık bırakılıyordu. Bazılarıysa hiç açılmıyordu.

Ama bir kapı vardı ki...

Ne zaman çaresiz kalsam, ne zaman kendimi kaybetsem, ne zaman artık gücüm kalmadığını düşünsem, dönüp dolaşıp yine onun önüne geliyordum.

O akşam bunu ilk kez bu kadar açık gördüm.

Ben, yıllardır aynı kapıyı çalıyordum.

Sevdiğim insanlarda O'nu aramıştım. Evlatlarımın gözlerinde O'nun merhametini görmüştüm. Bazen bir yabancının iyiliğinde, bazen de sabaha karşı edilen bir duanın sessizliğinde...

Meğer bütün yollar aynı yere çıkıyormuş.

Başımı kaldırıp kapıya baktım.

Boyası dökülmüş, yılların izini taşıyan eski bir kapıydı. Ama nedense bana hiç yabancı gelmiyordu. Sanki beni tanıyordu. Sanki ben ne zaman yorulsam, ne zaman düşsem, burada beni bekliyordu.

Cebimdeki anahtarı avucumun içine aldım.

O an anladım.

Bu anahtar hiçbir kapıyı açmak için değildi.

Bu, vazgeçmeyen tarafımdı.

Her şeye rağmen yeniden inanabilen, yeniden sevebilen, yeniden ayağa kalkabilen tarafım...

Yağmur biraz daha hızlandı. Saçlarımdan süzülen damlalar yüzüme karışırken, merdivenleri yavaşça çıktım. Tahta eşik yılların yorgunluğuyla hafifçe gıcırdadı.

Sonra, yıllardır içimde taşıdığım cümleyi, ilk kez bu kadar derinden söyledim:

"Aç kapıyı...

Bak, ben geldim."

Bir insan, hayatı boyunca kaç kez gerçekten "geldim" diyebilirdi?

Kaç kez bütün yüklerini kapının dışında bırakıp, olduğu hâliyle içeri girmeye cesaret edebilirdi?

Tam o anda, sanki dünya bir anlığına sustu.

Yağmurun sesi uzaklaştı.

Sokak lambası, rüzgâr ve yıllardır içimde taşıdığım bütün sorular...

Hepsi sustu.

Ve içimde bir yerden gelen o sakin ses, bana fısıldadı:

"Ben, seni hiç göndermedim ki."

Gözlerimi kapattım.

İşte o an anladım; insanın en uzun yolculuğu, bir yerden bir yere gitmek değilmiş. İnsanın en uzun yolculuğu, kendisini bekleyen merhamete varmasıymış.

Kapı gerçekten açıldı mı, hâlâ bilmiyorum.

Ama o gece, merdivenlerden inerken artık aynı insan değildim.

Çünkü bazı kapılar gözle görülmez.

Bazı anahtarlar demirden yapılmaz.

Ve bazı kapılar vardır; insan onları bir ömür arar, sonra bir gün anlar ki, aslında kapı hiç kapanmamıştır.

    HATİCE GİDER

bottom of page