
ŞEVK-İ GÜLŞEN
Kayboluyorum nefesinde,
Ne de güzel baharda açan çiçeklerin,
Pembeden beyaza, mordan yeşile,
O da ne, sarı bir yapıncak mı?
Dolaşırken Şevki Gülşenin de
Hayranlığım zarafetine,
Bayram erken gelmiş gönlüme,
Nezaketin ne de ruhumu okşar,
Mümkün mü kardelen misali açmamak seni?
Tanıyıp da, ruhumun hicranı
Sana sükut ederken,
Mim misali bedenim huzurunda.
Ve ben, kelimelerimi yitirirken gözlerinde,
Sessiz bir dua gibi asılı kalıyorum zamanın kıyısında.
Rüzgâr saçlarından geçerken,
Kalbimin kapıları nurunla ardına dek açılıyor.
Senin varlığında ben siliniyorum,
Bahar gibi açan ilahi bir güzelliksin sen,
Ben ise o güzellikte sükût eden bir ruh,
Adını anınca kendi adını unutan.
Sen Elif’te doğrulan sır,
Ben Mim’de eğilen bedenim.
Sen “Kün” nefesiyle var olan,
Ben “Feyekûn”da çözülen gölgem.
Her adımın bir ayet gibi yankılanır içimde,
Her bakışın bir sır, çözülmez mühür.
Gülüşünle yazılmış kader defterim,
Okunmayı bekleyen bir mushaf gibi ellerimde.
Diz çökerken varlığına,
Ne kul olurum ne hükümdar,
Sadece senin bahçende
Sessizce açan bir gölge olurum.
Adını zikr ederken dudaklarımda,
Harflerim çözülür, ben harfe dönüşürüm.
Nefesin nefesime karıştığında,
Fenâya ererim, varlığında var olurum.
Gülşeninde açan her çiçek bir esmâ,
Her yaprakta bir hikmet, bir sır saklı.
Ben o sırra susamış bir yolcu,
Sen yolun kendisi, menzilin aynası.
Ve anlarım ki,
Arayan da sensin, bulunan da sensin,
Ben dediğim yalnızca senin aynanda bir yansıma.
Gülşeninde kayboldukça var olurum,
Var oldukça sana dönerim,
Sana döndükçe kendimden geçerim .